NİMETLERİ FARKEDEBİLMEK

Sonsuz ilim sahibi olan Allah, gördüğümüz her şeyi belli bir amaç üzerine yaratmıştır. Kuran ahlakından uzak yaşayan toplumlarda kimi insanın düştüğü en büyük yanılgılardan biri, bu gerçeği gözardı etmektir. Oysa Allah'ın kadrini ve ilmini hakkıyla takdir edemeyen bu kişiler de dahil olmak üzere, Rabbimiz tüm kullarını merhametinin bir göstergesi olarak dünya hayatında çeşitli nimetlerle rızıklandırmaktadır.

Yüce Allah, tüm insanları yoktan var etmiş, onları rahmetiyle bir can sahibi kılmıştır. Bunun bilincinde olan bir mümin için sabah kalktığında nefes almak çok büyük bir nimet ve sevinç vesilesidir. Çünkü Allah ona, rızasını kazanabileceği bir gün daha nasip etmiş, bir fırsat daha vermiştir. Yürüyebilmesi, konuşabilmesi, gülebilmesi, hareket edebilmesi bu kişi için bir mutluluk ve şükür kaynağıdır. Dilediği takdirde Allah'ın, tüm gücünü, hareket kabiliyetini elinden alabileceğinin şuurundadır. Tüm bunlara sahip olmanın bir nimet olduğunun bilincinde olduğu için de hayatı boyunca her an Allah'a şükrederek mutlu ve huzurlu bir yaşam sürer.

Nimetlere karşı tüm hayatları boyunca büyük bir nankörlük içinde olan inkarcıların yaşadıkları bunalımların ve tüm zevklerini tüketip yok etmiş bir durumda olmalarının nedeni ise imanın kazandırdığı güzel ahlaktan uzak yaşamalarıdır. Allah, verdiği nimetlere nankörlük edenleri cezalandıracağını bir ayette şöyle haber vermiştir:

"Böylelikle nankörlük etmeleri dolayısıyla onları cezalandırdık. Biz (nimete) nankörlük edenden başkasını cezalandırır mıyız?" (Sebe Suresi, 17)

C:\Users\kişi\Desktop\My Pictures\MEYVE RES\Brtlen.jpg



Bazı kimseler şükretmek için kendilerine çok büyük, çok özel bir nimetin gelmesini ya da çok büyük bir sorunlarının hallolmasını beklerler. Oysa biraz dikkat edildiğinde, insanın her anının nimet içinde geçtiği fark edilecektir. Hayatı, sağlığı, aklı, şuuru, beş duyusu, nefes aldığı hava ve bunlara benzer sayısız nimet kesintisiz bir şekilde her an kendisine sunulmaktadır. Bu nimetlerin her biri ise ayrı birer şükür vesilesidir. Allah'ı anmalarında, yaratılış delillerini düşünmelerinde eksiklik olan kimseler çoğu zaman gaflet içinde olduklarından, bu nimetlerin değerini henüz onlara sahipken bilmezler ve şükrünü de yapmazlar. Ancak bu nimetler ellerinden alındığı zaman değerlerini anlayabilirler.

"Sonra o gün, nimetten sorguya çekileceksiniz." (Tekasür Suresi, 8) ayetiyle bildirildiği üzere ahiret günü, dünyada kendilerine lütfedilen nimetlerin hesabını vereceklerini bilen müminler ise, sahip oldukları her nimet için ne kadar aciz ve muhtaç olduklarını düşünerek daima Allah'a şükrederler. Müminlerin Allah'a şükrettikleri nimetler yalnızca zenginlik, mal, mülk değildir. Herşeyin sahibinin ve hakiminin Allah olduğunu bilen müminler sağlıkları, güzellikleri, bilgileri, akılları, imanı sevme güçleri, inkarı çirkin görmeleri, hidayet ehli olmaları, tertemiz müminlerle birlikte bulunmaları, anlayış, basiret ve feraset sahibi olmaları, fiziksel ve manevi güçleri dolayısıyla Rabbimiz'e şükrederler. Güzel bir manzara gördüklerinde veya işleri kolaylıkla hallolduğunda, istedikleri bir şey gerçekleştiğinde, güzel bir söz işittiklerinde, sevgi ve saygı gördüklerinde ve daha saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok nimetle karşılaştıklarında hemen Allah'a şükreder; O'nun merhametini, şefkatini, Rahman ve Rahim olduğunu düşünürler. Bu da yaşamları boyunca hem maddi hem de manevi olarak güzel bir hayat yaşamalarına vesile olur.

Tüm Nimetler Allah'ın Birer Lütfudur

Rabbimiz her nimeti insanların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde ve en kusursuz detaylarla yaratmıştır. Bu nedenle insanın, dünyaya geldiği ilk andan itibaren sahip olduğu her nimet çok önemli ve değerlidir. Ancak yalnızca çevrelerini hikmetli bir şekilde gözlemleyen müminler, her şeyin Allah'ın verdiği bir lütuf olduğunu ve kendileri için yaratıldığını kavrarlar. Öyle ki, kendileri için yaratılmış olan nimetler sayılamayacak kadar çoktur. "Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız; gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir." (Nahl Suresi, 18) ayetinde Rabbimiz'in bildirdiği gibi, nimetleri sınıflara ayırarak saymak bile mümkün değildir.

Müminler meşru ölçülerde kendilerine sunulan tüm bu dünya nimetlerinden yararlanır, ancak bunlara aldanarak Allah'ı, ahireti ve Kuran ahlakına göre yaşamayı unutmazlar. Ellerine ne kadar iyi imkanlar (para, güç, makam, konforlu bir yaşam gibi) geçerse geçsin, bu durum onların gevşemelerine, şımarmalarına, kibirlenmelerine, kısacası Kuran ahlakını terk etmelerine sebep olmaz. Çünkü bunların tamamının Allah'tan gelen birer nimet olduğunun ve Allah'ın dilerse bunları geri alabileceğinin farkındadırlar. Dünyadaki nimetlerin geçici ve sınırlı olduğunu, bu nimetlerle denendiklerini, asıllarının ise cennette olduğunu akıllarından çıkarmazlar. Bir ayette bu gerçek şöyle bildirilmiştir:

"Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır." (Al-i İmran Suresi, 14)

Güzelliklerin bir insana zevk verebilmesi için, kişinin bu güzellikleri ve bunların yaratılışındaki hikmetleri takdir edebilecek bir anlayışa sahip olması gerekir. Örneğin bir karanfilin yapraklarındaki kusursuz dizilimi, kokusunu, dokusundaki yumuşaklığı fark edebilmesi, daha da önemlisi bu benzersiz güzelliğin büyük bir nimet olarak var edildiğini anlaması gerekir. Bunu gerçek manasıyla anlayabilecek olan kişiler de sadece iman sahipleridir. Çünkü Allah'a iman eden bu kimseler, dünyadaki her detayın Rabbimiz'in büyük bir lütfu olduğunun bilincindedirler ve her güzellikte Allah'ın sonsuz yaratış gücünü düşünürler. Bu, onların Allah'a olan sevgilerini, bağlılıklarını ve şükürlerini artırır.

Nimetlerden Gereği Gibi Zevk Alabilmenin Tek Yolu İmandır

İnsanların gerçek mutluluğu elde edebilmelerinin tek yolu Allah'a iman etmeleridir. Bu gerçek Kuran'da; "... Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur." (Rad Suresi, 28) ayetiyle bildirilmektedir. Yaşanılan mutsuzluklardan ve manevi sıkıntılardan, ancak, Allah'ın rahmeti kavrandığı ve Kuran ahlakı yaşandığı takdirde kurtulunabilir. Dünya hayatından ancak bu şekilde gerçek anlamda zevk alınabilir ve ancak bu şekilde güzelliklerin değeri tam olarak kavranabilir.

Allah'ın "... Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır..." (Nahl Suresi, 30) ve "... Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi..." (Al-i İmran Suresi, 148) ayetleriyle bildirdiği üzere, Allah güzel bir hayatı ancak iman edenlere yaşatır. İnkar edenler içinse, Allah'ın bir ayette "Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır..." (Taha Suresi, 124) hükmüyle haber verdiği gibi, mutlaka "sıkıntılı bir hayat" vardır. Bu insanlar, iman etmedikleri sürece hiçbir şekilde bu sıkıntılı yaşamdan kurtulamaz, hiçbir yolla gerçek mutluluğu elde edemezler. Maddi olarak çok büyük imkanlara sahip olsalar bile, bu nimetlerin sevincini gerçek anlamda yaşayamazlar.

C:\Users\kişi\Desktop\g__l_manzara.jpg


Bu noktada müminlere düşen önemli bir sorumluluk vardır. Bazı insanların içinde bulundukları bu gaflet halinden kurtulabilmelerinin en etkili yöntemlerinden biri, çevrelerindeki iman hakikatlerini, Allah'ın varlığının ve yüceliğinin delillerini görebilmelerini sağlamaktır. Sonsuz güç sahibi olan Allah'ın, Kuran'da "Rabbinin nimetini durmaksızın anlat." (Duha Suresi, 11) ayetiyle buyurduğu üzere, müminlerin Allah'ın insanlar için yaratmış olduğu tüm nimetleri, içinde bulundukları çağın en etkili tebliğ yöntemlerini kullanarak, insanlara durmaksızın anlatmaları gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki nimetlere için şükretmek, Allah'ın verdiği tüm nimetleri yine Allah rızası için kullanmakla olur. Mümin, kendisine verilen herşeyi, Allah'ın emrettiği hayırlı işlerde kullanmakla yükümlüdür. Allah'ın kendisine verdiği maddi imkanların yanı sıra, bedensel gücünü, aklını, zekasını da O'nun rızası için, O'nun yolunda çaba göstermek için kullanır ve Allah'ın hoşnutluğunu, rahmetini ve sürekli nimetlerle donatılmış olan cennetini kazanmayı umut eder:

"Hiç şüphesiz Allah, müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır…" (Tevbe Suresi, 111)

"Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah'ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz." (Tirmizi; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 4. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 594)
\

Hiç Düşündünüz mü?

  • Uzayın sonsuz boşluğunda asılı duran küçücük bir kürenin üzerinde yaşadığınızı…
  • Şu anda oturduğunuz yerin 560 km yukarısında, Güneş'teki patlamalardan kaynaklanan ve hızı saatte 100 binlerce kilometreyi bulan radyasyon fırtınalarının gerçekleştiğini...
  • Uzayda -273 derecelik dondurucu bir soğuk olduğunu…
  • Yıldızların içinde milyarlarca derecelik korkunç ısıların bulunduğunu…
  • Dev gök taşlarının uzay boşluğunda büyük bir hızla savrulmalarına rağmen nasıl olup da Dünya'ya çarpmadıklarını…
  • Uyurken bilincinizi tamamen kaybetmenize rağmen sabah yine eski bilinciniz, kişiliğiniz ve sağlığınız ile güne başladığınızı…
  • Portakal, greyfurt gibi C vitamini deposu meyvelerin dilimlenmiş şekilde kolaylıkla yemeye hazır yaratıldıklarını ve bu meyvelerin insanların tam da C vitaminine ihtiyaç duydukları zamanlarda yetiştiğini…

C:\Users\kişi\Desktop\slices.bmp

  • Yaz aylarında ise, insanların su ihtiyacı çok fazla olduğu için su miktarı fazla olan karpuz, kavun, şeftali, üzüm gibi meyveler yetiştiğini…
  • Her yerde gördüğünüz metrelerce yükseklikteki ağaçlarda bir hidrofor sistemi olmadan, en uç dallarındaki en uç yapraklarına kadar suyun nasıl olup da ulaştığını…
  • En son teknoloji ile bile gül kokusunun birebir benzerinin yapılamadığını…
  • Allah'ın "Kendinden bir nimet olarak göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır." (Casiye Suresi, 13) ayetiyle insanları, tüm evrenin "insan için" yaratıldığını düşünmeye çağırdığı